I-GİRİŞ:

Milliyetçilik, bireylerin  mensup oldukları  milletin;  varlık ve bütünlüğünü koruma,  her türlü gelişme ve   kalkınmasını tamamlama, milletler topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olarak yaşama hakkına sahip olmasını  isteme arzusudur.Milliyetçilikte  esas alınan değer, bireylerin kendisine mensup olduklarına inandıkları,  millettir. Millet, ortak  bağlarla birbirine bağlanmış bireylerin oluşturduğu insan topluluğudur.

II-MİLLETİN OLUŞUMUNU AÇIKLAYAN GÖRÜŞLER:

Millet, belirli bir toprak üzerinde kurulu  egemen bir devletin insan unsurunu oluşturur. Millet, ortak bağlarla birbirine bağlanmış insan topluluğudur. Milleti oluşturan bireyleri birbirine bağlayan bu bağlar, maddi bağlar olabileceği gibi, manevi bağlar da olabilir. Gerçekten de, bireyleri birbirine bağlayan insan  topluluğunu, millet yapan bu  bağlar  ya  soy, dil, din ve toprak gibi maddi bir bağ ya da kültür, özellikle de ortak bir maziye sahip insanların halde ve gelecekte birlikte yaşama arzusu  gibi  manevi bir  bağ olur.

A-MADDİ MİLLET GÖRÜŞÜ, ÖZELLİKLE MADDİ BAĞLAR: 

Maddi millet görüşüne göre millet, aynı soy (ırk) veya  aynı dil ya da aynı dinden gelen veya  aynı toprak üzerinde yaşayan insanlardan oluşmaktadır.

1-Milleti oluşturan soy (ırk) bağı:

Soy ya da ırka dayalı millet anlayışına göre millet aynı  soydan (aynı ırktan) gelen  insan topluluğudur. Dolayısıyla, bu görüşe göre insanların bir millet oluşturabilmesi için aynı soydan olmaları gerekir. Milletler tek bir soydan meydana gelebileceği gibi, birden çok soydan da meydana gelebilir. Tek bir soydan oluşan millet özdeş  (homojen)  yapıda olduğu için birden çok soydan oluşan millete oranla daha sağlam ve istikrarlı olur. Bu tür milletlerde krizler karşısında dağılma, çözülme, ayrılma ihtimali daha azdır. Buna karşılık değişik, birden çok soydan oluşan milletler daha az istikrarlı olurlar, herhangi bir krizle karşılaştıklarında, bunu  çok zor atlatırlar, dağılma, bölünme, parçalanma ihtimalleri fazladır.

Ne var ki, aynı soydan gelen insanların uygulamada her zaman tek bir devlet içinde örgütlendikleri görülmemektedir. Nitekim, tek bir Arap soyu, tek bir Slav soyu, tek bir  Türk soyu olmasına rağmen, bugün dünyada söz konusu soylardan bir çok ayrı ve bağımsız devletlerin kurulmuş olduğu görülmektedir. Gerçekten de, örneğin arap ırkından Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Kuveyt, Katar, Fas, Cezayir, Tunus; Slav soyundan Rusya, Ukranya, Polonya, Beyaz Rusya, Slovakya, Çek, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Türk soyundan ise, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan gibi birçok devlet kurulmuş bulunmaktadır.

Buna karşılık, bazı milletlerin de tek bir soydan değil, bir çok soydan  meydana geldiği görülmektedir. Gerçekten de, Amerika Birleşik Devletleri, İsviçre, Birleşik Krallık, Belçika çeşitli soylardan meydana gelmiş,çok soylu milletten oluşandevletlerdir.

Soycu(Irkçı)  millet anlayışına sahip bazı devletler tarihte,  örneğin Hitler Almanya’sında olduğu  gibi, Alman soyundan dan olmayan milletlerin  değersiz, hatta insanlık için zararlı görülmesine sebep olmuş ve milyonlarca yahudi soykırımına uğramış ve öldürülmüştür. Yine bunun gibi, soycu millet anlayışına sahip bazı devletler, aynı soydan olmayan vatandaşlarının dışlanmasını, sınır dışı edilmesini, aynı soydan olup  da başka devletlerin sınırları  içinde yaşayanların da oradan alınmasını, gerektiğinde bunun için savaşyapılmasını göze almışlardır.

Bunun dışında, bazı antropolok ve bilim adamları da soyların (ırkların)zaman içinde göçler, savaşlar, evlenmeler  ve benzer sebepler sonunda saflık ve varlıklarını  koruyamadıklarını  ya da bunları büyük oranda  kaybettiklerini ileri sürülmektedirler.

2-Milleti oluşturan dil bağı:

Bu görüşe göre de millet, aynı dili konuşan insan topluluğudur. Dil, insan seslerinden oluştuğu ve algılanabildiği için maddi bir bağdır. Bu görüşe göre dil de, insan topluluğunu millet haline getiren en önemli maddi bağlardan biridir. Ortak bir dil, insanlar arasında konuşmayı, tanışmayı, anlaşmayı sağlar. Birbirini anlayamayan, birbiriyle konuşamayan insanların bir millet yaratmaları mümkün değildir.

Ancak, uygulamada aynı dili konuşanların her zaman böyle olamadıkları¸bu  insanların tek bir milleti oluşturup, tek bir devleti kuramadıkları görülmektedir. Örneğinaynı dili konuşan araplarda durum böyledir. Gerçekten de bugün arapça konuşan insanlar tek birarap milleti,  dolayısıyla  tek bir arapdevleti  e kuramamışlardır. Bugün Afrika kıtasında arapça konuşan bir çok devlet vardır.  İngilizce yönünden de durum aynıdır. İngilizce konuşulduğu halde ABD ve İngiltere iki ayrı bağımsız devlettir. Keza Güney Amerika’da İspanyolca konuşan bir çok devlet vardır.

Öte taraftan, bazı devletlerde de birden çok dil konuşulmaktadır. Mesela İsviçre’de insanlar Almanca, Fransızca, İtalyanca konuştukları halde, tek bir İsviçre  milletini, dolayısıyla tek bir İsviçre devletini kurmuşlardır.  Belçika’da da durum böyledir.

3-Milleti oluşturan din bağı:

Milleti oluşturan diğer maddi bir bağ da din bağıdır. Bu görüşe göre de millet, aynı dine inanan insan topluluğudur.  Dinin bağlayıcı, birleştirici yönleri çoktur. Hatta  bazen bir dinin mezhepleri bile millet oluşumunda kurucu rol oynamaktadır. Mesela İran devletine mensup insanların büyük bir kısmı  şii mezhebine mensuptur.  Keza, Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar aynı Hıristiyan dininden  olmalarına rağmen Sırplar ortodoks,  Hırvatlar katolik, Boşnaklar da müslümandır.

Şu halde, yine uygulamada görülmektedir ki, din de diğer maddi bağlar gibi milleti oluşturan tek bağ değildir. Öyle ki, bugün aynı dinden olan birçok insan ayrı millet ve devletlere mensuptur. Mesela araplar  aynı dinden, yani müslümanolmalarına rağmen tek bir arap milleti ve devleti değil, bir çok arap milleti ve devleti vardır. Keza,  hıristiyanlıktada  durum aynıdır. Mesela tüm hıristiyanlar  tek bir millete, tek bir devlete mensup değildir.

4-Milleti oluşturan toprak (ülke) bağı:

Toprak da özellikle  sahip olduğu iklimle birlikte, milleti oluşturan maddi bağlar arasında yer almaktadır. Bu görüşe göre  de millet, aynı toprak üzerinde yaşayan fertlerden oluşan bir insan topluluğudur. Milleti oluşturan insanların yaşadığı toprağa vatan denir. Vatan şüphesiz her millet için kutsal bir topraktır.

Toprak, yapısı ve iklimi ile üzerinde yaşayan insanları oluşturma ve etkileme gücüne sahiptir. Bu niteliği itibariyle toprağın maddi bir bağ olarak üzerinde yaşayan insanları etkileyip bunlar arasında ortak bir bağ kurduğu ileri sürülmektedir.

B-MİLLETİ OLUŞTURAN MANEVİ BAĞLAR, ÖZELLİKLE 

KÜLTÜR BAĞI YA DA BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİ:

 

Bu görüşe göre milleti oluşturan manevi bağ, kültür bağıdır. Kültür, bir milletin

tarihi gelişim süreci içinde meydana getirdiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi değerler bütünüdür. Kültürü oluşturan maddi değerler, daha çok mimari yapılaşma, yeme, içme, giyinme, barınma gibi değerler iken, manevi değerler, duyuş, düşünüş, ahlak, hukuk, dil, din, sanat, gelenek ve görenekler gibi değerlerdir. Kültür bir toplumun kimliğini oluşturan, onu belirleyen ve diğer toplumlardan ayıran en önemli değerdir.  Kısaca kültür bir toplumun duyma, düşünme ve yaşama biçimidir. Bir milletin en temel taşı kültürdür. Bu nedenle, kültür millidir. Çünkü kültür, bir milletin  gelenek, görenek ve eğilimlerinden,  sözlü ve yazılı edebiyatından, dil, din, ahlak, hukuk ve yaşama tarzından oluşmaktadır.

BU GÖRÜŞÜ SAVUNANLARA GÖRE MİLLET, AYNI  KÜLTÜRDEN GELEN, ÖZELLİKLE DE ZENGİN HATIRALARLA DOLU ORTAK BİR GEÇMİŞE SAHİP OLAN, GELECEKTE DE BİRLİKTE YAŞAMA ARZUSU DUYAN FERTLERDEN OLUŞAN BİR  İNSAN TOPLULUĞUDUR.

Bu görüş 1882 yılında Fransız tarihçi  Prof.RENAN tarafından ortaya atılan, daha sonra benzer ifadeler veya bazı ilavelerle  Ziya GÖKALP ve büyük önder ATATÜRK tarafından da savunulan görüştür. Anayasa Mahkemesi de çeşitli kararlarında bu görüşü desteklemiş, savunmuştur.

BU GÖRÜŞE  GÖRE MİLLET, BİR RUH, MANEVİ BİR PRENSİP, BİR KÜLTÜR, MAZİDEN GELECEĞE DOĞRU YÜRÜYEN İNSANLARIN OLUŞTURDUĞU BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİDİR.

BU GÖRÜŞE GÖRE MİLLET, ACI TATLI  HATIRALARLA DOLU ORTAK BİR GEÇMİŞTEN GELEN, GELECEKTEDE ORTAK BİR  ÜLKÜ ETRAFINDA BİRLİKTE YAŞAMA ARZUSU DUYAN, AYNI KÜLTÜRÜ PAYLAŞAN İNSAN TOPLULUĞUDUR.

Türk milliyetçiliği yönünden manevi millet görüşü, hiç kuşkusuz daha doyurucu ve gerçekçidir. Doğrudur, millet, belirli insanlar arasında oluşmuşbir kültür, bir ruh, bir gönül birliğidir. Millet, insanların  mazide olduğu gibi gelecekte de ortak bir ülkü etrafında birlikte yaşama iradelerinin bir ürünüdür. Ancak, insanları  gelecekte  ortak  bir ülkü etrafında birlikte yaşamaya, bu uğurda anlaşmaya  sevkeden, aralarında gönül ve ruh birliğini kuran yalnız manevi nitelikteki bu bağlar mıdır, yoksa bunlara ilâveten milletin oluşumunda maddi bağların da bir  katkısı var mıdır? Hiç kuşkusuz, bazı milletlerin oluşumunda insanlar arasında benzerlik kuran, onları bir araya getiren  manevi bağlara belirli oranda da olsa maddi bağların da eklenmesi gerekir. Ortak  kültür, ortak mazi, ortak gelecek gibi manevi nitelikteki bu bağlara, ortak soy, ortak dil, ortak din, ortak ülke gibi bazı maddi bağlar da eklenebilir. Özellikle de, Türk  milletinin oluşumunda mazide   zengin bir  hatıra  mirasına sahip, aynı kültürden gelen  insanları, halde ve gelecekte de birlikte yaşama arzusuna iten manevi bağlara maddi  bağların da katkıda bulunmuş olduğu  inkar edilemez. Kaldı ki, bunlar arasında özellikle de, ortak soy, ortak  dil, ortak din, ortak ülke (toprak) gibi maddi bağların, ortak bir kültür ve maziden gelen Türk insanını birlikte yaşama arzusuna  götüren maddi bağlar olduğu her türlü şüphenin dışındadır.Dolayısıyla, Türk milletinin oluşumunda  manevi bağları meydana getiren kültür bağı, özellikle de geçmişte yaşanıp kazanılan ortak hatıra mirası ile  halde ve gelecekte birlikte yaşama arzusunu doğuran, buna götüren, hatta tetikleyen  maddi  bağlar  arasında  yukarıda belirttiğimiz  dört maddi bağın rolü unutulmamalıdır.

En az 1071’den beri, neredeyse 1000 yıllık bir tarihte  (mazide)  bu topraklar üzerinde kurulmuş olan Selçuklu, Osmanlı devletleri ve Cumhuriyet Türkiye’sinde yaşayan bu  milleti,  ortak bir kültür ve zengin hatıralarla dolu mazi mirası; sürekli birlikte yaşama arzu ve  iradesine ilaveten, büyük bir çoğunluğu Türk soyundan, Türk dilinden, islam dininden ve  aynı iklim ve topraktan gelen insanlar oluşturmaktadır. O halde Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yaşayan insanları birbirine bağlayan, bu insanları millet yapan asli nitelikteki manevi bağlar yanında maddi bağların da büyük katkısı olmuştur. Gerçekten de, olaya maddi bağlar yönünden baktığımızda, milletimizin oluşumunda  soy bağının katkısı, %90, dil bağının  %97, din bağının %99, toprak (vatan) bağının katkısı da %100’dür.

III-TÜRK MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI  DEMOKRATİK TOPLUM

DÜZENİNE İNANMAKTADIR.

Türk milliyetçilik anlayışı,  siyasal açıdan, saldırgan, yayılmacı, ayrıştırıcı değil, barışçı, birleştirici  ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışıdır. Türk milliyetçiliği, kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne inanan demokrat bir milliyetçiliktir. Türk milliyetçilik anlayışı, milleti bölünmez bir bütün olarak görür. Bu nedenle de, milleti oluşturan herhangi bir sınıf, grup ve bireyi; soy, dil veya din gibi nedenlerle dışlamaz, bütünden ayırmaz.

Türk milliyetçilik anlayışı, milleti oluşturan fertlerin özgürlük,  adalet ve  eşitlik içinde yaşamasını ister. Bu nedenle de, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hakim olduğu demokratik devlet fikrini savunur. Kuvvetler ayrılığı, devletin üç gücünün; yasama, yürütme v e yargı gücünün  birbirinden ayrı ve bağımsız, fakat birbiriyle  dengeli ve denetimli olmasını savunur. Kuvvetler ayrılığı, devlet gücünün sınırlandırıldığı, insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı bir sistemdir.

Türk milliyetçilik anlayışı, üç güçten  yürütme gücünün üstün tek güç, yasama gücünün etkisiz, yargı gücünün de yürütme gücüne bağımlı olduğu bir devlet ve hükümet sistemini asla istemez. Çünkü, böyle bir devlet ve hükümet sistemi, kuvvetler ayrılığına değil, kuvvetler birliğine dayanan, dolayısıyla demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve egemenliğin tek sahibi olan millete ve milli egemenlik  fikrine aykırıdır.  Yargı gücünün bağımsız olmadığı bir siyasal sistem demokratik, özgür ve milli olamaz. Böyle bir sistem, totaliter ya da en azından otoriter  bir sistem olup,  başta millet egemenliği, milli irade, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkelerine aykırıdır.

Anayasada ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yargı gücünü yürüten ve denetleyen, hakim ve savcıları atayan, görevden alan veya çıkaran, yerlerini değiştiren  HAKİM VE SAVCILAR KURULU, 13 kişiden oluşmakta, bunun 6 üyesini doğrudan doğruya cumhurbaşkanı, 7 üyesini de cumhurbaşkanının Büyük Millet Meclisinde çoğunluğa sahip parti grubunu oluşturan milletvekilleri  seçmektedir. Bu durum yargı gücünün bağımsız ve tarafsız olduğunu, böyle bir devletin de,  demokratik hukuk devleti olduğunu tartışmalı hale getirmiştir.

Hukuk devletinde, idarenin, yani devletin  her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tâbidir. Bu sistemde mahkemeler bağımsızdır, hak ve özgürlükler anayasal güvence altındadır. Hukuk devleti,  kişinin temel hak ve özgürlüklerini, vatandaşların huzurunu sınırlayan siyasi, ekonomik ve sosyal bütün engelleri kaldırır. Nitekim, Anayasanın2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesi de bir kararında hukuk devletini, “İnsan haklarına saygılı ,  hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü gören, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir.” şeklinde tanımlamıştır.

Bir devlet, ancak hukuk devletinin genel şartları ile özel şartlarına uyduğu zaman hukuk devleti olabilir.Hukuk devletinin genel şartları, devletin yasama, yürütme ve yargı organlarının hukuka bağlı olmalarıdır. Hukuk devletinin özel şartları ise, idarenin, her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine tabi olması, hakimlerin, bağımsız ve teminatlı olması; idari faaliyetlerinöncedenbilinebilirolması; hukuki güvenlik ilkesinin mevcut olması ve nihayet idarenin mali sorumluluğunun  bulunmasıdır.Ne var ki,bugünülkemizde hukuk devletinin bu şartlarının mevcut olup olmadığı da tartışmalı hale gelmiştir.

 

Prof. Dr. Fikret EREN