OLAYIN MAHİYETİ:Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 2000 yılın da, kendisine,  Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) tayin ederek Kıbrıs adası etrafın da belirlediği bu bölgeler de gaz ve petrol aramak için faaliyete başladı. 2002 de, İlk olarak bölge ülkeleri ile temas ve bölge dışın da, arama, enerjiyi çıkartma ve pazarlama kabiliyeti olan ülkelerle işbirliği anlaşmaları yaptı. Türkiye konuyu Birleşmiş Milletlere (BM) götürerek, GKRY’nin Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin haklarını ihlal ettiğini belirterek kendi MEB haritasını BM’ye onaylattı.Türkiye’nin güçlü itirazına rağmen GKRY, 2007 yılının başından itibaren MEB planını somutlaştırarak kendisine 13 bölge belirledi ve bu bölgeler de farklı ülke ve şirketlere arama ruhsatları vermeye başladı. Bu bölgelerden, 1, 4, 5, 6, 7 nolu bölgeler, Türkiye’nin kendi sahası olarak tespit ettiği bölgelerle kısmen kesişiyor. Alttaki haritada gözüktüğü gibi. 3 nolu parsel ise Türkiye’nin tespit ettiği parsel ile çakışıyor. Türkiye, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) yukarı da kesişen ve çakışan bölgeler de enerji arama ruhsatı vermiştir.

GKRY 2007 den günümüze kadar Akdeniz de gaz aramalarını sürdürmüştür. Özellikle İsrail ve Mısır ile sürekli dayanışma için de olmuş ve bu iki ülkenin kendi MEB lerinde buldukları önemli miktarda ki gaz alanları GKRY’ni cesaretlendirmiştir. Ancak 2011 Aralık ayın da GKRY kendilerinin belirledikleri alanlardan olan 12 parsel de buldukları önemli gaz rezervi teşvik edici olmuştur. Kıbrıs Rumları, bölge de Türkiye ile sorunlu olan ülkeler ile birlikte önce Yunanistan, İsrail ile 2012 de “ Doğu Akdeniz Enerji İttifakı” kurmuşlardır.  Sonra da daha geniş olarak, 2011 den itibaren sürekli bir şekilde görüşmelerden sonra 15 Ocak 2019 da, Mısır, İsrail, Ürdün, Yunanistan, GKRY, Filistin ve bölgede gaz arayan şirketleri bulunan İtalya’nın katılımıyla “Doğu Akdeniz Gaz Formu nu” kurmuşlardır. ABD, dışişleri bakanı Pompeo’nun 20 Mart 2019 da Kudüs te,Yunanistan, İsrail ve GKRY katılımıyla gerçekleştirilen, Doğu Akdeniz Enerji İttifakı zirvesine katılması ABD’nin desteğini açık etmiştir.

GKRY, aldığı stratejik kararla, bölgeye ABD, AB, İtalya, Mısır ve son olarak ta Fransa’yı dahil ederek Türkiye karşıtı bir blok oluşturmayı başarmıştır. Bölgede İtalyan “Ani” Amerikan “Exxonmobil” ve Fransız “Total” şirketleriyle gaz arama ve çıkartma anlaşması yapmış ve bu şirketler bölgede faaliyet göstermektedir. AB ise bölgede araştırma yapmak için 38 milyon Euro yardım da bulunmayı kabul etmiştir. Bu rakam AB için bu tür araştırmalara verdiği rekor bir rakamdır.

Türkiye ise bölge de varlığını sürdürmek ve hakkını savunmak için 2000 yıllardan itibaren konuyu takip etmekle birlikte bu ilginin yeterli olmadığı günümüzde anlaşılmıştır. Zira bölgede yapılan enerji araştırmaları ve ittifakların dışına itilmiştir. Türkiye 2018 yılından itibaren daha güçlü bir şekilde soruna eğilmiş ve şu anda Barbaros Sismik Araştırma gemisiyle Fatih Sondaj gemileri saha da çalışmalara başlamış ve karşı tarafın ciddi tepkisine neden olmuştur. Özellikle ABD ve AB yetkililerinin tepkileri ve Türkiye’yi GKRY’nin hakkına saygılı olmaya davet etmeleri dikkat çekmiştir. Türkiye, son bir yıl içerisin de çok sayı da askeri deniz tatbikatı ve sık bir şekilde devriye gezmiş ve karşı tarafta ciddi rahatsızlıklar yaratmıştır.

 

OLAYIN AKTÖRLERİ:Bölge ülkeleri, Yunanistan, GKRY, İsrail, Mısır ve bölge dışı aktörler, ABD, AB, İtalya ve Fransa

SORUN NEDİR:Burada üç önemli sorun not etmek mümkündür. 1- Türkiye karşısın da dost olmayan bir ittifak oluşması, 2- Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin hak ve hukukunun gasp edilmesi, 3- Orta Doğu bölgesinden sonra Akdeniz ve Avrupa da, Türkiye’nin yalnız kalması ve dışlanması.

SORUNUN SONUCU VE ANALİZİ:Türkiye’nin, şu anda içinde bulunduğu durum, diplomatik ve politik olarak sıkıntılı bir noktadadır. Durum o kadar sıkıntılı ki, varlığını göstermek için askeri manevralara başvurmak zorun da kalmaktadır. Uluslararası İlişkiler ve diplomasi pratiğinde askeri manevralar diplomasinin en son halkası ve ciddi bir krizin çıkmasının sınırını oluşturur.Askeri manevraların anlamı, söz bitmek üzeredir, çok ileri gitmeyin askerleri ve silahları devreye sokmaya hazırım mesajıdır. Bir başka anlamı da, görüşmeler ve diplomasi yetersiz kalmış demektir. Sorunun nedeni, Türkiye, zamanın da tedbir almamış, karşı tarafın girişim ve hareketlerinin önemli safhaların da soruna müdahale etmemiş ve karşı taraf ta bundan cesaret alarak durumu kendi lehine bu noktaya kadar getirmiştir. Ayrıca, bölge ülkeleriyle, lüzumsuz ve Türk halkının çıkarına aykırı bir şekilde sorun çıkartılmış ve Türkiye yalnızlaştırılmıştır. Örneğin, Mayıs 2010 tarihinde, İsrail ile yaşanan “Mavi Marmara” gemisi olayı Türk milletinin ve devletinin ilgisi olmayan ve çıkarına zarar veren bir olaydır. Filistin sorunun da Araplar dan daha sert bir politika Türk halkının ve devletinin çıkarına değildir. Her fırsatta İsrail aleyhtarlığı yapmak İsrail ile ilişkileri bozmuş ve onun dostça olmayan politikalar takip etmesine neden olmuştur.

Mısır ile, Müslüman Kardeşlerin iktidarına karşı 2013 de yapılan askeri darbe ile Mursi’nin devrilip Sisi’nin başkan olması Türk halkının ve devletinin sorunu ve çıkarı değildir. İdeolojik nedenlerle Mısır gibi güçlü ve Arapların lider ülkesiyle bozuşmak Türk halkının ve devletinin işi değildir. Bu yanlış politikalar Türkiye’yi yalnızlaştırmış ve çıkarını güçlü bir şekilde savunmasına zarar vermiştir. Sonuç olarak, Türkiye, hak ve hukukunu her ne pahasına olursa olsun savunmaya devam etmelidir. Türkiye’ye büyük zarar veren, Mısır ve İsrail ile olan lüzumsuz, kozmetik ve ideolojik sorunlarını acilen çözmelidir.

LİBYA İLE ANLAŞMA: 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ile “Deniz Yetki Alanları Sınırlandırmasına Dair Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştır. Bilindiği gibi Libya da iki farklı yönetim vardır. Petrol zengini ülkenin doğu bölgesini elinde tutan Tobruk merkezli, ABD, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın desteklediği, “Ulusal  Birlik Hükümeti” başında Mareşal Halife Hafter bulunmaktadır. Türkiye ile ilişkileri çok bozuktur.

İkinci yönetim ise, ülkenin batısı ve başkent Trablus bölgesini elinde tutan ve Birleşmiş Milletlerin meşru olarak kabul ettiği başında Fayez Al Sarraj’ın bulunduğu “Ulusal Mutabakat Hükümeti” bulunmaktadır.

Libya ile yapılan anlaşmanın önemi,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu anlaşmayla; Türkiye ile Yunanistan arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden de devam eden kıta sahanlığı ve sınırların belirlenmesi konusunda, siyasi anlamda başarılı bir hamle yapılmış oldu.

Atılan imzalar sonucunda Türkiye’de Marmaris-Kaş hattı ile Libya‘da Derne-Tobruk arası Münhasır Ekonomik Bölge ilan edildi.

 

TÜRKİYE’NİN ANLAŞMAYLA KAZANDIKLARI

Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın imzalayacağı anlaşmayla, denizalanı kaybının önüne geçildi. Güney Kıbrıs ile Yunanistan’ın arasına set çekildi.Yunanistan ile Güney Kıbrıs arasında imzalanması planlanan anlaşmanın önüne geçilerek, Türkiye’nin 41 bin kilometrekarelik alana hapsolması engellendi.Belirlenen alanda balıkçılık faaliyetleri, petrol ve doğalgaz aramasında yetkili ülkeler Türkiye ile Lİbyaolacak.Türkiye, bu alanda petrol ve doğalgaz sondajının ruhsatını verebilecek.Bu anlaşma Meclis’te kabul edilmesinin ardından Birleşmiş Milletler‘e bildirilecek.

Söz konusu anlaşmanın Türkiye açısından öncelikli önemi (KKTC ile 2011’de akdedilen anlaşmaya ilaveten) Doğu Akdeniz’de kıyıdaş bir ülkeyle yapılan ikinci deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasının hayata geçirilmesiyle, hukuken Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yeni kıta sahanlığı-MEB sınırlarının çizilmesini teminat altına almasıdır. Yunanistan’ın Girit’ten Meis’e kadar olan bölgedeki alanlarını tek bir sahil şeridi olarak kabul ederek GKRY ve Mısır ile deniz yetki anlaşması imzalaması, büyük ölçüde önemini ve hukuki muteberliğini yitirmiştir. Ankara ise mukabil hamle olarak 2004’te Akdeniz’in batısındaki kıta sahanlığının dış sınırlarını BM’ye bildirmişti. Libya anlaşması bu bakımdan, Türkiye’nin Batı sınırlarının koordinatlarının tescilinin hukuken beyan edilmesinden ibarettir.

Yukarıda özetlendiği üzere, “kapatmama” (non-encroachment) ilkesine göre, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip olan Türkiye’nin bölgedeki kıyılarının yakınındaki deniz alanının tek başına Yunanistan’a verilmesi, hukuka ve hakkaniyete aykırı siyasi bir tercih olmaktan öteye geçemez. Türkiye bu yeni hukuki hamlesiyle, Yunanistan-GKRY-Mısır üçlüsünün deniz hukuku genel ilkeleri ve BMDHS’ye aykırı olarak ihdas etmeye çalıştığı, Doğu Akdeniz’de 533 deniz mili uzunluğa sahip Anadolu kıyılarını ve KKTC’nin haklarını ağır şekilde ihlal eden sözde MEB hattını Batı ekseninde delmiştir.

Üçüncü kritik kazanım, Türkiye anakarasının (dünya coğrafyası üzerindeki eğimli duruşundan yola çıkarak “diyagonal hatların oluşturulması” prensibi gereği) Akdeniz’in karşı kıyısında yer alan Libya sahilleriyle deniz sınır komşusu olması fiilen gerçekleşmiştir. Bu durum, Yunanistan’ın aksine, Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile benzeri anlaşmalar yapabilmesinin kapısını aralamıştır. Türkiye Doğu Akdeniz’de kendisini devre dışı bırakacak oldubitti (faitaccompli) girişimlerini kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur.

Yunanistan Türkiye-Libya anlaşmasının BMDHS’ye aykırı olduğunu ve bölgede yer alan Girit, Rodos, Kerpe ve Meis adalarının deniz yetki alanlarını ve dolayısıyla egemenlik haklarını göz ardı ettiği için anlaşmanın hukuki temelden yoksun olduğunu iddia etmektedir. Atina yönetimi ilk diplomatik tepki olarak, uluslararası hukuka ve Viyana Anlaşmalar Sözleşmesi’ne aykırı şekilde, Libya’nın Türkiye ile anlaşma yapma yetkisi bulunmadığından bahisle, görevdeki Libya Büyükelçisi Muhammed Menfi’yi “istenmeyen kişi” (personanongrata) ilan ederek sınır dışı etme kararı almıştır. Atina bu bağlamda, Fayiz es-Serrac’ın tüm Libya adına böyle bir anlaşmaya imza yetkisi olmadığını ileri sürmektedir. Fakat Libya’da halen BM’nin onayladığı yasal hükümetin yönetiminde Fayiz es-Serrac bulunmaktadır. Viyana Anlaşmalar Sözleşmesi’ne göre, BM tarafından tanınmış meşru hükümeti temsilen Fayiz es-Serrac, Libya adına anlaşma yapma yetkisini haiz olup, mevcut anlaşma hukuken geçerlidir.

Yunan Başbakanı Miçotakis ABD’yi ziyaretinde, Washington’ın desteğini arkasına alarak Mısır-Yunanistan MEB sınırlandırma anlaşmasında elini güçlendirmeyi planlamaktadır. AB mevcut sorun hakkında Yunanistan-GKRY ikilisi ile dayanışmasının süreceğini ifade etmiş; Türkiye’yi iyi komşuluk ilişkisi çerçevesinde davranmaya davet ederken, mutabakat metninin açıklanması gerektiğinin altını çizmiştir. GKRY ise uyuşmazlığın çözümü maksadıyla Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaya hazırlandığını beyan etmiştir. Fakat BMDHS’nin 59. maddesine göre, MEB’de sahildar devletin menfaatleriyle bir diğer devletin menfaatlerinin çatışması halinde, bu uyuşmazlık hakkaniyet prensibi ve diğer tüm ilgili şartlar göz önünde tutularak, gerek uluslararası toplumun menfaati gerekse tarafların çıkarları doğrultusunda çözümlenecektir. Kaldı ki NATO’nun 70. yıl Londra zirvesinde Genel Sekreter JensStoltenberg, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleriyle ilgili soru verdiği “NATO’nun rolü uluslararası meselelerde tavır almak değildir” yanıtıyla Atina’nın hamlesini boşa çıkarmıştır.

Sonuç olarak, Akdeniz de tüm kıyıdaş ülkelerin,BMDHS’nin ruhuna ve özüne uygun olarak bölgedeki kaynakları adil paylaşmalarını sağlayacak diyalog sürecini başlatmak yolundaki politikasını sürdürmesi beklenebilir. (AA)

 

Kıta Sahanlığı 1958’de Münhasır Ekonomik Bölge ise 1982’de uluslararası hukuka girmiştir. Kıta sahanlığı 350, Münhasır Ekonomik Bölge ise 200 deniz miline kadar uzanabiliyor, bir deniz mili 1852 metredir.

Kıta Sahanlığı: BMDHS ne göre, Kıta sahanlığı, jeolojik olarak ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısıdır ve kıtanın bitip okyanusun başladığı kıtasal çizgiye kadardır. En fazla 350 deniz milidir.

Kara suları: Karasuları, egemen bir devletin kara topraklarına bitişik, genişliğini uluslararası hukuka göre kendisinin belirlediği, hakimiyeti kıyı devletine ait olan deniz alanını belirler

Münhasır ekonomik bölge (MEB), (İngilizce: Exclusive economic zone (EEZ)) Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanılmasında su ve rüzgar enerjisi de dahil olmak üzere özel haklara sahip olduğu deniz bölgeleridir. En fazla 200 deniz milidir.

 

 

Prof. Dr. Haydar Çakmak