Prof. Dr. Haydar Çakmak

OLAYIN MAHİYETİ: 18 Aralık 2010 yılında, Tunus ta “Ekmek, Onur ve Özgürlük” sloganlarıyla başlayan ve daha sonra orta doğuya sıçrayan “Arap Baharı” Mısır, Libya ve Suriye de devam etmiştir. 15 Mart 2011 tarihin de Suriye’de de benzer gösteriler başlamıştır. Suriye yönetimi, gösterilere itibar etmemiş, halkın isteklerini görmezden gelmiştir. Batının ve İsrail’in göstericileri yönlendirmesine ve müdahalesine karşı koyabilmek için Esad yönetimi, Rusya ve İran dan yardım istemiştir. Ancak,Esad’ın müttefikleri Rusya ve İran, Suriye’nin,başta ABD olmak üzere, batılı ülkeler ve İsrail’in desteklediği DEAŞ ve Kürtlerinülkeyi bölmesine engel olamadı. Bu illegal güçlerin ülke de terör estirmeye başlamasıyla, başta Türkiye olmak üzere komşuların güvenliğini tehdit edici bir hal almıştır. DEAŞ ve Kürtlerin terör hareketleri ve bazı bölgeler de etnik temizlikleri 12 milyon Suriyeliyi göçe zorlamıştır. Yaklaşık 7 milyon Suriyeli sınır komşuları, başta Türkiye olmak üzere Lübnan ve Ürdün’e kaçmak zorunda kalmıştır. Suriye de sekiz yıldan bu tarafa çatışma devam etmekte ve barış bir türlü sağlanamamaktadır. Bunun temel nedeni de ABD, İsrail ve Avrupalı ülkelerin Irak ta olduğu gibi Suriye de de, Akdeniz’e kadar uzanan bir özerk Kürt bölgesi yaratmaktır. Suriye’nin kuzey doğusu ve Türkiye sınırın da bir Kürt bölgesi Türkiye’yi doğudan yani Kuzey Iraktan ve güneyden yani Kuzey doğu Suriye’den kuşatma planı olduğu düşüncesi Türkiye’yi çok rahatsız etmiştir. Türkiye 2016 da Fırat Kalkanı ve 2018 de Zeytin Dalı harekâtından sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri 9 Ekim 2019 tarihin de Suriye’nin Kuzey Doğusuna askeri bir harekâtdaha başlatmıştır.

FIRAT KALKANIHAREKÂTI:24 Ağustos 2016 Fırat Kalkanı Cerablus’un alınmasıyla başlamış ve 29 Mart 2017 de El Bab’ın kontrolüyle yedi ay sonra sona ermiştir. Bu harekâtta Türk Silahlı Güçleri 71 Şehit vermiş ve 245 asker yaralanmıştır. Harekâtı birlikte yaptığı ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) ise 600 kayıp vermiştir.Bu harekâtta 2647 IŞİD ve 425 YPG/PYD militanı öldürülmüştür.

ZEYTİN DALIHAREKÂTI: 20 Ocak 2018 tarihinde başlayıp 24 Mart 2018 de Afrin’in ele geçirilmesiyle iki ayda sona ermiştir. TSK bu harekâtta 54 şehit vermiş ve 236 asker yaralanmıştır. TSK ile birlikte harekât eden ÖSO 320 kayıp vermiştir. Bu harekâtta, YPG/PYD ve IŞİD’in toplam olarak 4608 militanı öldürülmüştür.

BARIŞ PINARIHAREKATI: 9 Ekim de başlamış ve 17 Ekim 2019 da bitmiştir.Dolaysıyla 6 günlük bir askeri harekat yapılmıştır. 2200 km2 kontrol altına alınmıştır. 775 terörist etkisiz hale getirilmiştir. 7 Asker şehit olmuş ve 90 yaralı vardır. Suriye Milli Ordusu 71 şehit vermiş ve 207 yaralı askeri mevcuttur. Barış Pınarı Harekatın da 18 sivil hayatını kaybetmiştir. Bu askeri harekat Egemenliğini yitirmiş, sınırlarını ve ülke bütünlüğünü koruyamayan bir ülkeye yapılmıştır. Ancak bu askeri harekâtın hedefi ülke, halk ve iktidar değildir. Bu askeri harekât resmen ve açıkça ilan edildiği gibi terör örgütleri YPG/PYD ve IŞİD’e karşı yapılmaktadır. Devletlerarası ilişkiler, uluslararası hukuk, teamüller ve ülkelerin aralarında ki anlaşmalara göre tanzim edilir ama terör örgütleriyle bu tür bir ilişki mümkün değildir. ABD ve batılı ülkeler, Türkiye’ye karşı bir müttefik gibi davranmamış ve Türkiye NATO üyesi olmasına rağmenittifak anlayışına ve prensiplerine bağlı kalmamışlardır. ABD, İsrail ve Avrupalı ülkeler, Suriye Kürtlerini Türkiye sınırı boyunca etnik temizlik yaparak Arap ve Türkmenleri yerlerinden ederek, Akdeniz’e kadar uzanan bir Kürt bölgesi yaratmaya çalışmaktadır. Suriye de Kürtlerin nüfusa oranı % 6 iken işgal ettikleri topraklar ülkenin % 30’udur. Türkiye, Irak ve Suriye Kürtleri tarafından çevrilmeye çalışılmaktadır. Türkiye, ABD ve İsrail’in YPG terör örgütünü bu şekilde sınırına yerleştirmesini kendi güvenliği için doğrudan tehdit olarak algıladı ve kararlı bir şekilde, siyasi, hukuki ve diplomatik yolları tükettikten sonra son çare olarak askeri müdahale yapmak zorunda kalmıştır.

Birleşmiş Milletlerin 51. Maddesinde ülkelerin saldırılara karşı nefsi müdafaa için silah kullanabileceğini kabul etmektedir. YPG ve DAEŞ’in Türkiye’ye birçok defa saldırdıkları herkesin malumudur. Ayrıca, 12 Eylül 2001 tarihinde El Kaide terör örgütünün ABD’ye saldırmasından sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ABD’nin isteği üzerine aldığı kararda, terör örgütlerinin herhangi bir saldırıdan sonra bu örgüt militanlarını barındıran ülkelere askeri müdahale yapma hakkı vermiştir. Bilindiği gibi ABD 2002 de Afganistan’a askeri müdahale yapmıştır. Dolaysıyla Türkiye’nin “Barış Pınarı Harekatı” tamamen hukukidir. Zaten, gerek batılı ülkeler gerekse Rusya, Türkiye’nin kaygılarının yerinde olduğunu ve YPG’nin güvenliğini tehdit ettiğini bilmekle beraber Türkiye’nin askeri müdahalesini gönülsüz olarak kabul etmek durumunda kalmıştır. Hükümet bu süreci iyi yönetmiş ve bölgede bulunan güçlerin en azından kerhen kabul etmelerini sağlamıştır. Avrupa Birliği ve üyeleri Türkiye’nin askeri müdahalesine karşı olduklarını beyan edip silah ambargosu uygulayacaklarını açıklasalar da, bu gayrı ciddi ve samimiyetsiz bir karardır. Zira hiçbir Avrupalı ülke, kazancını tehlikeye atarak Türkiye’ye ambargo uygulamaz, bu sadece batılı kamuoyuna şirin gözükme çabasıdır.

Türkiye, bu askeri operasyon da amacına tam olarak ulaşırsa, hem kendi güvenliği hem de bölgenin güvenliği açısından çok önemli bir kazanım olur.Bölge barışı için yeni bir imkan ve umut olur. İsrail bölge ülkelerini kendisiyle çatışmaması için sürekli meşgul etme stratejisi uygulamaktadır. Kürtleri de bu politikasının bir enstrümanı olarak kullanmaktadır.İsrail, orta doğu bölgesini tek başına yönetemeyeceği için ABD ve batılı ülkeleri kendi çıkarı için kullanmakta ve bu ülkeler de burada sürekli hale gelen savaşlar da silah satmakta ve yer altı zenginlikleri sömürmektedir. Dolaysıyla bölge dışı ülkeler bu savaş ve kargaşadan istifade etmektedir. Gerek DAEŞ gerekse YPG İsrail ve batılı ülkelerin bölgeyi karıştırmak için kurdurduğu terör örgütleridir.DAEŞ güya radikal İslamcı bir örgüt ama hiçbir Yahudi veya Hıristiyan ülkeye veya kişilere karşı silah sıkmamış sadece Müslümanları öldürmüştür. Bu örgütlerin kimler tarafından kurulduğu aslın da herkesin malumudur ama her ne hikmetse hiçbir Arap ülkesi bu gerçeği görmek istememektedir.Türk milleti, Türk ordusunun yanında ve gönülden destekçisidir. Haklı davasını da kazanacağına inanıyoruz. Bu askeri harekat bölge halklarına da huzur ve barış getirecektir. Suriye göçmenleri de gecikmeden yurtlarına dönmelidir. Lübnan ve Ürdün deki Suriyelilerin büyük çoğunluğu dönmüştür. Bu onlar içinde daha iyidir, zira insanların kendi yurdun da daha huzurlu ve mutlu olması daha olasıdır.

ABD ile varılan Mutabakat:

ABDheyeti ile ( Başkan yardımcısı Mike Pence, Dışişleri bakanı Pompeo ve üst düzey bürokratlar), 18 Ekim 2019 tarihin de Ankara da Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığın da 4 saat süren toplantı sonun da 13 maddelik bir mutabakata varılmıştır. Bu mutabakat neticesin de 120 saat içerisinde çatışma olmayacak ve PYG militanları bulundukları bölgeden 32 km derinlikte ve 444 km uzunlukta Türkiye sınır bölgesinden çekilecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. Türkiye ve ABD, iki yakın NATO üyesi olarak bu ilişkilerini teyid eder. ABD, Türkiye’nin güney sınırına dair meşru güvenlik kaygılarını anlar.
  2. Türkiye ve ABD, kuzeydoğu Suriyebaşta olmak üzere sahadaki gelişmelerin, ortak çıkarlar temelinde daha yakın eşgüdüm gerektirdiğini kabul eder.
  3. Türkiye ve ABD “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” anlayışıyla, NATO topraklarını ve halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza eder.
  4. Her iki ülke, insan hayatı, insan hakları ile dini ve etnik toplulukların korunmasına yönelik taahhütlerini yineler.
  5. Türkiye ve ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda DEAŞ’la mücadele faaliyetlerinin devamında kararlıdır. Bu, önceden DEAŞ kontrolünde olan alanlarda yaşayıp yerinden edilen şahıslar ile alıkoyma merkezleri hususlarında uygun şekilde gerçekleştirilecek eşgüdümü de içerir.
  6. Türkiye ve ABD, terörle mücadele harekatlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık kalır.
  7. Türk tarafı Türk kuvvetleri tarafından kontrol edilen güvenli bölgedeki tüm meskun mahal (güvenli bölge) sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacağını taahhüt eder, sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkati göstereceğini vurgular.
  8. Her iki ülke Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğüne ve Suriye ihtilafını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde sonlandırmayı hedefleyen, BM öncülüğündeki siyasi sürece olan bağlılıklarını yineler.
  9. Her iki taraf Türkiye’nin, YPGağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır.
  10. Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her veçhesiyle uygulanmasında eşgüdümü artıracaktır.
  11. Türk tarafı Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekatı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır.
  12. Barış Pınarı Harekatı’na ara verildiğinde ABD, Blocking Property and Suspending Entry of Certain Persons Contributing to the Situation in Syria başlıklı 14 Ekim 2019 tarihli Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen yaptırımlara ilavelerini getirmeme ve Kongre nezdinde uygun şekilde çalışmalar ve istişareler yürüterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye’de barış ve güvenliğin teminine dönük kaydedilen ilerlemenin altını çizmek hususunda mutabık kalır. Barış Pınarı Harekatı 11. paragraf uyarınca durdurulduğunda, yukarıda bahsigeçen Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen mevcut yaptırımlar kaldırılacaktır.
  13. Her iki taraf bu açıklamada kaydedilen tüm hedeflerin uygulanması için birlikte çalışma taahhüdünde bulunmaktadır.

Rusya ile varılan Mutabakat:

22 Ekim 2019 tarihin de Soçi de 6 saat süren müzakere sonun da Erdoğan-Putin zirvesin de mutabık kalınan10 madde şu şekildedir:

  1. Her iki taraf Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler.
  2. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.
  3. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Ras Al Ayn’ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.
  4. Her iki taraf Adana Anlaşması’nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması’nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır.
  5. 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km’nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.
  6. Münbiç ve Tel Rıfat’tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.
  7. Her iki taraf terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır.
  8. Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.
  9. Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihdas edilecektir.
  10. Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve Anayasa Komitesi’nin faaliyetlerini destekleyecektir.

Rusya ile varılan Soçi Mutabakatı sonrası harita.

SURİYE HARİTASI